Anasayfa » Kadınca » Güncel Haberler » YENİ BİR KADINA ŞİDDET OLAYI DAHA: ZANLI YİNE CEZA ALMADI!

YENİ BİR KADINA ŞİDDET OLAYI DAHA: ZANLI YİNE CEZA ALMADI!

ERKEKLER “ERKEKLİK”E, KADINLAR ANLATMAYA DEVAM EDİYOR

Öyle bir ülke ki burası, herhangi bir gün bir yerlerde bir kadın saldırıya uğramasa, seviniyoruz. Bok çukurunun en dibindeyiz, “hah, şuramıza henüz sıçramamış” diye avunuyoruz. Neyse ki hala cesur kadınlar var. Susmayan, mücadele eden, insan gibi yaşama hakkını savunan kadınlar, toplumun tamamını kurtaracaklar zamanla.

Susmayan, cesur kadınlardan biri de 25 yaşındaki Nimsun Bilişli. Genç kadın, uğradığı saldırıyı sosyal medya hesabı üzerinden duyurdu. Daha yarısına ancak geldiğimiz Nisan ayında erkek şiddetinin ne boyuta ulaştığını bir önceki haberimizde aktarmıştık.

Bilişli’nin sosyal medyada olayı paylaşması elbette bir başka gerçeği daha yüzümüze vurdu. Bu erkekler her yerdeler. Bugüne kadar bir kadına saldırmamışlarsa da yarın saldırabilirler. Buyurun, bir örneği…

taciz

Bilişli’nin yaşadıkları, kadınların her gün hissettikleri bir ruh halinin de yansıması. Kadınlar, sadece kendisiyle aynı kaldırımda yürüyen birisi daha var diye korku hissediyorlar, akıllarından bin bir şey geçiyor. Bunu onlara yaşatmaya kimsenin hakkı yok.

Bir erkek olarak, kadına yönelik erkek şiddeti konusunda bıdı bıdı konuşmayı doğru bulmuyorum. Erkeklerin haddi değil, biraz susup dinlemeyi öğrenmezsek bu “erkeklik”in önünü alamayacağız. Olayı, Bilişli’nin sözleriyle aşağıda bulabilirsiniz. Ben sadece olayın adaletsizlik tarafından bahsedeceğim.

Bilişli, olayın ardından hemen polise başvurdu. Hayret verecek kadar kısa sürede zanlı yakalandı. Peki sonra? Tabii ki serbest kaldı. Yargının ve yasaların inatla gözünü kapadığı, önü alınamaz biçimde artan erkek şiddeti adeta bir devlet politikası haline getirilmiş durumdadır. Üstünü örttükçe, hafifletici sebepler buldukça, toplum içinde barınmayı hak etmediği aşikar olan insanlar cesaretlenmeye devam edecektir. Zira bu olayda da zanlı, deli olabileceği şüphesi ile serbest kaldı. Gerçekten deli olsa ne fark eder? Elbette akıl sağlığı yerinde olmayan insanların hapishaneye girmesi yanlıştır ancak, Bilişli’nin de anlattığı üzere, zanlı hastanaye yatırılsa dahi 15 gün içinde öylece salıverilecek. Tekrarlamayacağından nasıl emin olunacak? Hiç tanımadığı, yoldan rasgele seçtiği bir insanı darp edecek, cinsel saldırıda bulunacak kadar akıl sağlığı bozuk birisi, 15 günde tedavi edilebilir mi?

Erkek şiddetinin durması için birey olarak tek tek herkese sorumluluk düşüyor. Medyanın da, kamuyararı ilkesi gereği, aynı sorumluluğu paylaştığına inanıyoruz. Bilişli, zanlıyı daha sonra fotoğraflamayı başarmış. Biz de, ifşa etmekten çekinecek değiliz. Zanlı bu:
zanlı
Elbette amacımız, toplumu zanlı aleyhine tahrik etmek olamaz. Ancak mevcut durumda, ne yazık ki, bireylerin kendi güvenliklerinden mesul olma zorunlulukları ortaya çıkmıştır. Zanlının fotoğrafını paylaşmaktaki yegane amacımız da budur: Lütfen gördüğünüz yerde dikkatli olun.

Hiçbir kadının susmadığı, tüm saldırganların ifşa edildiği, temiz bir toplumda yaşama umuduğumuzu kaybetmemeliyiz.

Şimdi sözü Nimsun Bilişli’ye bırakıyoruz:

Ben Büyükçekmece’de bir kafede aşçı yardımcısı olarak çalışan, 25 yaşında bir kadınım.

Normalde Beylikdüzü’nde oturuyorum ama işim icabı bazen işten gece geç vakitte (00:30 civarı) çıkmam gerektiğinde, iş yerine 10 dakika yürüme mesafesi kadar yakın bir arkadaşımın evinde kalıyorum. Çünkü o saatte taşıt olmadığı için evime dönemiyorum. Arkadaşım da sağ olsun, beni geceleri yalnız yürütmemek için işyerimden almaya geliyor.

Her zaman ki gibi, 07.04.2015 günü, öğlen 13:30 civarı işe gitmek için arkadaşımın evinden yola çıktım. Kulaklıklarım takılı halde müzik dinleyerek, Büyükçekmece Atatürk mahallesi Zeki Müren sokağına giriş yaparken orada bulunan dört yol ağzına vardım. Buradan karşıya geçmek için 15-20 saniye boyunca arabaların geçmesini bekledim ve caddeye adımımı atar atmaz, yanımdan kırmızı montlu,saçları enseye kadar uzun,sakalları birbirine karışmış birinin geçtiğini fark ettim. Kadın dostlarım anlayacaktır, bu tip durumlarda göz göze gelmesek dahi durumun farkına varırız genelde. Hiç fark etmemiş gibi yürümeye devam ederken bu adamın da benimle aynı hizada yürüdüğünü fark ettim, aramızda 1,5 metre ya var ya yoktu. Kulaklığımdan gelen müziği hemen kıstım ama kulaklığı çıkarmadım, laf atsa da duymadığımı düşünsün istedim. Onun da benimle birlikte hızlanıp hızlanmayacağını anlamak için adımlarımı hızlandırdım. Benimle aynı hızda hareket etmeye başladığını anlayınca, bu sefer de göz göze gelmemeyi seçtim ve fark ettiğimi de belli etmedim.En ufak bir etkileşim hissettirmemek için elimden geleni yaptım.Bu sefer de görüş alanımda olması için ve aynı zamanda o da yavaşlayacak mı acaba düşüncesi ile adımlarımı küçülttüm.Cebimde sanki bir şey arıyormuşum da ondan yavaşlamışım gibi yaptım. “Sadece yanımdan yürüyen biri için ne kadar paranoyakça düşüncelere sahip oluyorum yuh ya” diye kızdım bir de kendi kendime. Ama dikkat etmeliydim, neticesinde Türkiye’de yaşayan bir kadın olmanın zorlukları aşikar.

11145920_10153195099852645_577272822_n

Daha sonra,
-Şişşştthhh” diye seslendiğini duydum. Kulaklıklarım vardı, nasıl duyabilirdim ki onu? Duymamazlıktan geldim.
Bir daha,
-şişşşhht,şişşşşhhhhhhhhhtttttt!!!
Müziğini dinleyen, yoluma devam eden bir kızdım, duymuyordum sözde.

Hemen kaldırıma geçtim ancak bu sefer de, büyük ve yüksek bir aracın arkasında kaldığımdan dolayı, bir anda adamı göremez oldum. Tam o sırada herif beni omzumdan tutup kendine çekti. Sonra o şaşkınlık anında, “Umarım tanıdık birisidir de tanıyamadığım için dikkatimi çekmek istemiştir” diye düşündüm. Ne olduğunu anlayamadan suratıma çok şiddetli yumruklar yemeye başladım. Tüm nefesimi içime çekerek olabildiğince çığlık atmaya başladım. O kadar çok bağırıyordum ki bana söylediklerini duyamıyordum ama onu umursamadığıma kızmış olabileceğini düşündüm. Beni yere yatırmaya çalışırken, durmadan yüzüme vuruyor ve ben hala çığlık çığlığa bağırıyordum. Bir yandan daha fazla vurmaması için karşı koyuyor,bir yandan herifin yüzünü seçmeye çalışıyor, bir yandan düşmemeye çalışıyor ve bir yandan da olabilidiğince sesimi duyurmaya çalışıyordum. Neredeyim ben? Ne oluyor? Bu kim? Kabus mu lan bu? düşünceleri ile boğuşurken, zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Vurmaması için yüzümü sağa sola savurdukça neremden geldiğini bile kestiremediğim kan, onun eline yapışıyordu. Adam bana, gözleri hırs içinde, durmaksızın yumruk atarken, ben ise kendimi korumaya çalışıyor ve “birazdan herşey bitecek, boğazıma ya da bi tarafıma bir şey saplayacak,bu bilmediğim manyak tarafından öldürüleceğim” diye düşünüyordum. Bu sırada artık kendimi nedense sakince bıraktığımı ve “ne yapıyorsun sen” dediğimi anımsıyorum hayal meyal.O sırada 1-2 insanın bana doğru koştuğunu farketmemle herifin beni bırakması bir oldu.Dizlerimin bağları çözülmüş, ağlayamazken, üstümü sıyırıyor, bir yerimi bıçaklamışmı diye karnıma,belime, ve kalçama bakıyorum. Kesik göremememe rağmen üstüm başım kan içinde. Bu sırada, iş yerimde çalışan Mustafa amca beni görüp, koşarak yanıma geldi ve koluma girdi. Beni, hemen bir üst sokakta bulunan Büyükçekmece Devlet Hastanesi Acil bölümüne götürdü. Aklım karmakarışık, tir tir titriyordum. Kim bu? Kim bu? diye bağırıyordum.Hastane’nin 200 metre kadar ilerisinde bana saldıran adamı tekrar gördüm. Ne dediğini anlayamadığım şekilde manasızca bağrınıyordu. “Polisi arayın” diyorum, “hastane polisine söyleyeceğiz kızım düşünme bunu şimdi” diyorlar.Biryerim kesildi mi diye hissetmeye çalışıyor, kesilmediğine dair emin olup biraz daha sakinleştikçe başlıyorum deli gibi ağlamaya. Beni bir sedyeye oturttuklarını hatırlıyorum. Nefes alamıyor ve başıma gelenleri anlatamayacak kadar titriyordum o esnada. Berbat haldeydim. Mustafa amca da olan biteni telaşla doktora anlatmaya calısıyordu. Sanırım hastane polisini aramak için bir ara yanımdan ayrıldı. Abimi aramak istiyor ama telefonumu bulamıyordum. Herhalde telefonumu çalmış diyorum içimden. O sırada birisi telefonunu uzattı. Hemen abimin numarasını çevirdim. Telaşlanmasın diye derin derin nefes aldım ve sakin konuşmaya çalıştım.
“Abi” diyorum (sesim titriyor). Toparlamaya çalışıyorum olmuyor.
“Bir şey söyleyeceğim ama telaş etme, iyiyim ama tanımadığım biri bana saldırdı, biraz burnum kanıyor, telefonum yok anneme söyle, hemen gelin lütfen” diyorum.
Soğukkanlı olmaya çalışıyor o da. Adresimi soruyor,”geliyoruz” diyip kapıyor telefonu.

Elimi yüzümü yıkarken, burnum hala durmadan kanıyordu ve ben sürekli ağlıyor, ne olduğuna anlam veremiyordum. O sırada biri telefonumu elime tutuşturdu, meğerse o kargaşada düşürmüşüm.
“E telefon için de saldırmamış ki bana” diyip yine çıkmaza giriyor, titredikçe titriyorum.Herkes sakinleştirmeye çalışıyor beni. Sonra Röntgene giriyorum, kırığım var mı yok mu diye.
Röntgen teknisyeni, nefesimi tutmam gerektiğini söylüyor ancak titremekten yapamıyordum. Röntgen çekilemiyor bu yüzden. Oturuyorum.
“Neyseki bir yerin kesilmedi edilmedi, sakin ol artık, ne olacağı belli olacak bu işin “diyorum kendime.Biraz daha sakinleştiğimde, röntgen çekiliyor.
Dışarı çıktığımda aynı yerde çalıştığımız ve çok da yakın arkadaşlarım olan iki dostumu karşımda görüyorum.Onları görünce sinirlerim iyice boşalıyor ve tekrar ağlamaya başlıyorum. Sakinleşmem için oksijen veriyorlar bana. Bu sırada polis gelip şahsın eşgalini istiyor, veriyorum.

Polis “bulacağız kızım, meraketme” diyor ve kayboluyor.

Daha fazla kanamam olmasın diye boynumu geride tutuyorum, birazdan annemin geleceğini bildiğimden beni o halde görmesini istemiyorum. Annem ile halam odaya giriyor ve annem beni görür görmez başlıyor ağlamaya.Titriyor ama ağlamıyordum bu sefer. Ama aklım o kısacık sürede bu belirsizliğe ufacık bir anlam katmak için o kadar yorulmuştu ki salak gibi bakınıyordum etrafa.

Daha sonra polis tekrar yanıma geliyor ve:

“Kızım bulduk galiba, gel bi bak” diyor.
Hemen kalkıp ekip otosuna doğru yol alıyorum.
Sakin olmalı,üstüne atlamamalıydım,sadece ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu.
Uzaktan gösteriyorlar ilk önce.
“Meraketmeyin sakinim, buradan göremiyorum,yakınlaşmam lazım,açın camı diyorum.
Açıyorlar ve gözgöze geliyoruz.
“Evet bu”, diyorum.
O şahıs da bana “Siz beni yanlış anladınız pardon”diyor.
Sakince suratımı göstererek;
“Yanlış anlaşılacak durum bu suratım mı o.ç.” deyip arkamı dönüyor ve hastaneye doğru yol alıyorum yeniden. Adam bulunduğu için oldukça rahatlamıştım o an.
Aklımda binbir düşünce “neden neden” diyordum.
Doktor beni çağırıp, sanırım burnunda kırık var dedi ve ordan kulak burun boğazcıya gidiyoruz.

Hala tedirgindim. Canım o kadar yanıyordu ki doktorun burnuma dokunmasına bile izin veremedim aslında canım hiç tatlı değildir normalde. Röntgeni inceleyip,burnumda kırık olduğunu söylüyor.
“Çökme ya da kayma olmadığı için kendi kendine kaynayacak ama çok ağrın olacak” diyor. Ucuz kurtulduğum için ağrı da pek umrumda değildi zaten.
Gerekli işlemler yapıldıktan sonra oradan çıktık ve karakola ifade vermeye gittim. İfademi verip, şikayetçi olduğumu söyledim. O şahısta bu sırada karakolda nezarethanede tutuluyormuş, hatta kameradan gördüm kendisini. Ben ifade verirken onun aralıksız bir şekilde volta attığını kamera ekranından görebiliyordum. Polisler şahsın ‘yarım akıllı’ olduğunu söylediler bana. “Neden yaptın? diye sorduklarında “Bilmiyorum…” cevabını vermiş hep. Ne olacak dedik? “İfadesi alınacak şikayetçi olduğunuz için, sonra avukat bulunup,dosya savcıya yönlendirilecek, deli raporu var mı yok mu ona bakılacak” dediler. Eğer var ise de ceza almayacağını söylediler hukuken. Eğer yok ise “burnum kırıldığı” için ceza alabileceğini söylediler. Burnum kırılmasaydı hiçbir şekilde ceza alamayacağını öğrenince, sinirlendik. İşlemler hallolunca çıkıp eve döndük. Adamın akıbetini öğrenmek için karakolu aradık. İfadesinin alınıp salıverildiğini öğrenince, deliye döndük.
Demek ki, adamın teki, durup dururken bir kadına saldırmasına rağmen, sadece ‘yarım akıllı’ olduğu düşünüldüğü için salıveriliyor ve buna yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

Ertesi gün Büyükçekmece Adliye Sarayına Müracaatta bulunup, savcı ile görüştük.
“Siz zaten ifade vermişsiniz, biliyorum, ben bu olayın takipçisi olacağım muhakkak, merak etmeyin. Adam sanırım deliymiş.” dedi…
“Deli ya da değil, suratımı bu hale getiren bu herif şu an dışarıda farkında mısınız?” diye sordum. “Biliyorum” dedi rahatça. “Umuyoruz ki raporu yoktur, raporu olursa hapishaneye girmez, ceza yemez, hastaneye sevk edilir, orada da ya bir hafta ya da on beş gün yatar, çıkarırlar” dedi.
“Yani bu adamın raporu yoksa, hapse girecek ancak içeride yine deli olduğu anlaşılır anlaşılmaz hastaneye sevkedilecek. Dolayısıyla on onbeş gün içinde dışarı çıkmış olacak” dedim.
“Kanunlar böyle” dedi, anlamsız bir sakinlikle.
“Anasını s..keyim” dedim bu kanunların. Tabii içimden.
“Maddi manevi tazminat açamaz mıyız ailesine peki?” dedik.
“Açabilirsiniz ama zaten ailesi de müzdariptir bu durumdan” diye cevapladı.
“Eyvallah” dedik çıktık. Durumu T.C. kimlik numarası ile takip edebileceğimi söyledi.

Herşey bu kadar mıydı yani? Evet şimdilik böyle görünüyordu..
Şu an beklemedeyiz..Adamın hastaneye sevk edilmesini bekliyoruz ama dediğim gibi hastanede de 10 -15 gün yatıp çıkacak sonrasında gene şimdi olduğu gibi ortalıkta dolaşacak..Ben ucuz atlattım ama bir başkası benim kadar şanslı olmayabilir bu çok aşikar..Canım ülkemde adalet sisteminin nasıl çalıştığına dair bir hikaye de benden duyun, bilin… Hiç istemezdim ama durum apaçık ortada…
Bu olaydan sonra dün dışarı çıktım ve bu olayın yarattığı psikolojiyi anlatmam mümkün değil. Etrafıma, arkama bakmaktan huzurla yürüyemedim..Kırmızılı biri görünce inanılmaz tedirgin oldum..Canım ülkem; bana bu huzursuzluğu yaşatmakla beraber bu olaya karşılık hiçbir şey yapamadığından dolayı bu ülkede yaşamamam için bana bir kez daha sebep verdin…
Belki belediye bir klinik açar herhangi bir adım atar diye paylaşıyorum… Paylaşınız lütfen…

 

ERMAN YURDAKAN NİSA TAİFESİ YAZARI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>