Anasayfa » Kadınca » Güncel Haberler » ŞİDDET SARMALINDA KADIN OLMAK

ŞİDDET SARMALINDA KADIN OLMAK

 ŞİDDET SARMALINDA KADIN OLMAK

veyis ö. ErtuğTürkiye son günlerde büyük bir şiddet sarmalının içine girmiş gibi görünüyor. Ama aslında olan, kırılan kolun yenisinin içinde artık kalmayacak kadar büyük bir kangrene dönüşmesi. Yani aile içinde sürekli saklanan, gizlenen, başkaları duymasın; rezil oluruz diye ötelenen sorun gün geçtikçe daha da büyük bir şiddetle patlamaya hazır bir bomba misali elimizde bekliyor. Haberlerde karşımıza çıkan tecavüz vakalarının artışı, kız bebeğini öldüren cani bir baba ve gazetelerin üçüncü sayfasından, manşetlere taşınan kadın ve çocuklara yönelik şiddet haberleri. Erkek üzerine toplumun verdiği büyük sorumluluklar buna neden oluyor deyip biz de kenara çekilebiliriz.

Peki iş bu kadar basit mi? İktidara sahip olanların gafleti midir bu şiddet sarmalının bu kadar büyümesinin nedeni? Bir anlamda evet, iktidarın temel anlamda arkasında durduğu ataerkil savunma refleksleri, kadın erkek eşitliğine inanmadığını açıkça söylemeleri, toplum içinde bunu söylemekten çekinen bir çok erkeğe bile cesaret vermiş görünüyor. Ama bu bile tek başına yeterli değil. Türkiye’de erkeklerin bu kadar fütursuzca şiddete başvurmaları ve bunun için ceza görmemeleri sadece bu iktidara özgü bir durum değil. Evet bu iktidarın kadına bakışı, geleneksel aile değerleri yalanı altında erkek egemenliğine inanması ve bunu dillendirmesi kanayan bu yaranın büyümesinin nedenlerinden biri oldu.

Ama ister kabul edin, ister etmeyin size anlatılan birbirine saygı ve sevgi duyan iki insanın eşit şekilde yaşadığı masalsı aile yapısına bu ülke insanı pek aşina değil. Erkeğin sahiplenici, hem seven hem de ”gerektiğinde!” döven; kadının kurtarılmayı bekleyen zayıf ve kendi başına yaşayamayacak kadar aciz olduğu yüzyıllardır bilinçaltımıza işlendi. Bu toplumsal mesajdan kurtulup bize biçilen bu kıyafetleri söküp atmak o kadar kolay olmayacak. Daha eğitim sistemimizde bu ataerkil mesajlar verilmeye, kadının ve erkeğin rolleri çocukluktan beyinlerimize işlenmeye devam ediyor.

Kadına seçme ve seçilme hakkını, boşanma hakkı veren medeni kanunu bir çok medeni ülkeden önce kabul ettiğimiz doğrudur. Ama bu hakları sokaklara çıkıp mücadele ederek alan batılı kadın bugün Türk kadınından çok daha ileri düzeyde haklara sahip. Kısacası biz oturup beklemeye, yeni bir Atatürk gelinceye kadar elimizdekilerle idare etmeye fazlasıyla alışmış bir toplumuz. Düşünün, bu ülkede kadına yönelik şiddet 1980 sonrası ülke gündemine gelebildi. Mor Çatı hareketi gibi bir çok feminist hareket 1980 sonrasının kazanımları. Feminist hareket, o çok övülen 1968 kuşağında bile kendine yer bulamadı. Sol için bile kadın hakları toplumun önemli gündemlerinden biri değildi…

Türkiye’de seçim yaklaşıyor ve yine çoğu parti kadın adaylara az yer verecek. Kadınları saçı uzun aklı kısa diye tarif eden kültürel bir alt yapıdan kadınlara eşit davranmasını bekliyoruz. Kadını aşağılamayı ve dövmeyi bir hak olarak gören erkeklerin ülkesi burası ve sanırım çok azımız kadına şiddet uygulamanın güç değil zayıflık olduğunun farkındayız. Ama biz erkeklere böyle öğretildi. Kavgadan kaçan, çatışmaktan imtina eden erkekler, arkadaşları arasında ”kız gibi davranmak” gibi bir tanımlamayla aşağılanıyordu. Kız olmak bu toplumda zayıflığın göstergesi. Zayıf olmanın, kavgadan kaçmanın aşağılandığı bir toplumda, kalkmış neden şiddet bu kadar meşrulaştı diye soruyoruz. Oysa bu ülkede şiddet her zaman en büyük meşruiyet kaynağı ola gelmiştir. Bu ülkede kadınlar konuşarak erkekler kavga ederek anlaşıyorsa eğer, bu noktada o hep savunduğumuz genel ahlak kurallarına ve geleneksel aile yapımıza yeniden bakmamız gerekiyor.

Şiddetin bu meşruiyete kavuşmasında suçlu olan sadece iktidarlar ve binlerce yıldır bilinçaltımıza işlenen mesajlar değil. Asıl suçlu bizleriz, bunları değiştirecek zekaya ve bilince sahip olmasına rağmen hayatına hiç bir şey olmamış gibi devam eden bizler. Kendi toplumsal yapısının içindeki çürükleri görmeyen, aile içi işlere karışılmaz diyerek karısını döven erkeğe her sabah selam verebilecek kadar vicdansız olan bizler suçluyuz.

Toplumsal ahlak yapımızı değiştirmeden, daha insani ve şeffaf bir aile yapısına kavuşmadan, Kısacası kadının özgür ve erkekle eşit olmasını sağlamadan medeni bir toplum olmayı bekleyemeyiz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>