Anasayfa » Kadınca » Güncel Haberler » Nişantaşı’nda Peçete Satan Yaşlı Adam

Nişantaşı’nda Peçete Satan Yaşlı Adam

Ahmet’in Şapkasını Mehmet’e Giydirmem Lazım

Nişantaşı… Aklımıza hemen Magazin bültenleri, ünlüler, pahalı markaların ortak adresi olan gösterişin sembolü gelir bu semtin adını duyunca. Kimsenin aklına gelmez, yanından geçse de görmez park kaldırımında peçete satan yaşlı adamı. Kimsenin görmediği, daha doğrusu görmezden geldiği bu adamı bir üniversite öğrencisi gördü. Görmekle de kalmadı, yanına oturup onunla çok anlamlı bir sohbet etti. İşte daha önce hiç okumadığınız bir Nişantaşı öyküsü. Gelin bu öyküye genç bir üniversite öğrencisinin ağzından tanık olalım…

şlkjhtyuıoEkrem abiyi pek bilmem. İnsanı pek sevmek de bilmek de gerekmez bana göre. İnsan yolunun üstüne çıkan kişiye kederden başka ne verebilir? Herkes ağlar, herkesin hüzünlü bir hikayesi vardır. On yedi yıldır -benim bildiğim kadarıyla bir yıldır- aynı merdivenin aynı basamağında oturan adamın anlatacakları vardır. Bir gün geç kaldım fakülteye, koştur koştur Mıstık Parkı’nından geçiyorum. Ekrem abiye selam verip geçeceğim sözüm ona. Baktım yumurta soyuyor. Yanında iki üç köfte var. Kedi yumurta yer mi ki, diye geçirdim aklımdan. Kedilerin kabında köfteleri, Ekrem abinin ağzında haşlanmış yumurtayı görünce gidip konuşmamız lazım,dedim. Hay hay güzel kardeşim, dedi. Siz neredesiniz bilmiyorum, ben Mıstık Parkı’nın merdivenlerindeyim. Birlikte dinleyelim mi?

Ekrem abi anlatsana.
– Neyi?

Bilmem.
– Buraya nasıl geldiğimi anlatayım mı?

Olur.
– Ben buraya nasıl geldim? Bu hayvanlar neyin nesi? On beş sene önce kızım evlendi. Biri kız biri oğlan iki çocuğu oldu. Başından bayağı olaylar geçti. Cinayet olayı. Oğlan hem bedensel hem zihinsel engelli. O cinayet olunca çocuk 3-4 aylık vardı.

Kızın mı cinayet işledi?
– Yok damadım. Namus davası. Kızıma saldırdılar. Damat dayanamadı, öldürdü. Cezaevine girince kızım yalnız kaldı. Sefil olmaya başladılar. Engelli olanı -oğlanı- ben aldım. Oğlan geldi, eve kedi dadandı. O zamanlar kağıt topluyorum. Ne kediyi gönderebiliyorum ne oğlanı. İkisini de beslemeye başladım. Bir gün buraya geldim. Şu merdivende oturdum dinleniyorum. Üç beş kedi geldi yanıma. Ardından bir kadın. Senin bir ihtiyacın mı var, dedi. Ne diyeyim? Var, dedim. Engelli bir torunum var, dedim. Çocuk küçük. Ek mama almaya başladı. Ben de dedim, bu merdivende oturacağım. Oturup mendil satacağım. Zaten çürümüş benim hayatım. Öyle böyle çocuk yedi yaşına geldi.

Çocuğa kim baktı?
– Benim hanım. Hastalanmadan önce tabii. Kızım zaten kayıptı. Kızını alıp kaçtı. Damat tarafından biz de korktuk. Mahalleyi terk ettik. Yemin ederim tek dayanağım kedilerdi. İnsanlardan daha fazla seviyorum. Onlar sayesinde yıllardan beri burdayım.

Kaç senedir buradasın?
– On yediye girdim. Yavaş yavaş tanımaya başladılar beni. İnsanı sevmeye başladım ama avuç açmadım onlara. Yedi yaşına kadar baktım toruna. Evin pencereleri kırıktı, bir kış günü soğuktan ölmüş. O kadın da yardım etmeyi bıraktı.

Çocuk öldüğünde annesinin haberi oldu mu?
– Oldu, gitti evlendi. Damat cezaevinden çıktı. Kızım için cinayet işledi ama o da başkasıyla evlendi. Diğer torun da büyüdü. 16-17 yaşına geldi. Bıraktığında üç yaşında vardı.

Ona da mı sen bakıyordun?1554545_10204528350306493_7782352426137132589_n
– Tabii. Onu da bıraktı. O adamdan da üç çocuğu oldu. Dört beş ay önce o adam öldü. Çocuklarla kızımı bizim eve getirdim. İnsanlardan çok zarar gördüm. O kediden güç aldım. Ben bir lokma ekmek yiyorsam onların sayesinde. Benim yaşımdakiler emekli maaşını bekliyorlar. Ben burda oturuyorum. Ama bir lira ama iki lira. Evde çorbam kaynadıktan sonra umrumda değil lüks hayat.

Mıstık Parkı’nın hikayesi vardır muhakkak.
– Bir kardeşimiz vardı burda. Karikatür çiziyordu. Ölünce onun adını verdiler.

Gelir durumun nedir? Evde çalışan var mı?
-Yok. Kızım çekip çeviriyor evi. Hanım hasta.

Kalp rahatsızlığıydı değil mi?
-Evet, biliyorsun işte. Bir de oğlum var. O da eşinden ayrıldı. Dört çocuk da o bıraktı.

Evde kaç kişi var?
-On bir galiba. Çocuklardan biri on üç yaşında. Oğlumun resmi nikahı olmadığından çocuğa kimlik çıkarmamışlar. Hala kimliği yok o çocuğun.

Nişantaşı nasıl bir semt sence?
-Ben memnunum. Eskiler iyi zaten gençlerin de benimle ilgisi yok. Ama talebeler birbirlerini yiyorlar. Savaş yapıyorlar parkta.

Niye çalışmadın on yedi sene?
-Çalıştım. Ama sigortasız. Gençliğimi çöplerde çürüttüm.

Sana bir şey soracağım. Gelsem yarın abi bundan sonra ben de burda oturacağım desem ne dersin?
– Okul ne olacak?

Tezgah açacağım ben de.
– Aç. Niye olmasın. Hoş geldin, derim. Sonuçta tezgahları götüremeyeceğiz öbür tarafa. Kimse baki değil. Açan da var. Ama yaptıkları ne? Duygu sömürüsü.

Sen gittiğinde kadınlar geliyor buraya. Bezle çocukları göğsüne bağlayıp dileniyorlar.
– Tabii. O engelli çocuğu ben de getirirdim istesem. Hem de şu karşıdaki binalardan birini almıştım şimdiye. Neye yaracaktı? Suçlu hissedecektim. O çocuk telef olacaktı. Allah biliyor, yapmadım. Diyeceksin ki abi kaç saattir oturuyorsun, kazancın ne? Şöyle değerlendir, çorbam kaynayacak. Otuz lira mı kazandım yarına kalmayacak evde on- on bir kişi var. Bunu da bilmiş ol. Ayağımı topal, gözümü kör edip kat kat fazlasını kazanırım ama Ahmet’in şapkasını Mehmet’e giydirmek lazım bunu yapmak için.

Eğer yaşarsan…
– Haram olmasın. Varlık haramla gelmesin. Benden sonrakiler iyi yaşasın, ben böyle yaşamayı seviyorum. Ceketimden başka bana ait hiçbir şey yok. Sen dedin ki bir haftadır aynı pantolonu giyiyorum. Ben de bir aydır değiştiremiyorum. Çünkü makine kırık yıkanmayacak ki. Bunu yıkadık diyelim kuruyana kadar bile giyecek bir şey yok. Buna da şükür. Ama ben bir teşekkür istiyorum. İnsanların bir teşekkürünü beklerim.
Benim mevzuatım bu.

Yavaş yavaş kalkayım ben Ekrem abi.
– Her zaman baştacısın. Kendine iyi bak…

 

ŞLKJHGFD

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>