Anasayfa » Eğlence » NİSAN AYI BİTMEDEN GEZMENİZ GEREKEN YERLER

NİSAN AYI BİTMEDEN GEZMENİZ GEREKEN YERLER

NİSAN AYI BİTMEDEN GEZMENİZ GEREKEN YERLER

Bahar geldi, yerimizde duramıyoruz. Hafta bitse de kaçsak diye gün sayıyoruz. Eşe dosta sohbet arasında “Bu mevsimde orası süper olur” diyebilmeniz için, Nisan ayında en gezilesi yerler nerelerdir diye araştırdık. Tarihlerini, kültürlerini, en keyifli yanlarını da anlattık ki yazıyı tur rehberi gibi kullanabilin.

ŞİRİNCE

????????????????
Tabii ki memleketimden başlayacağım, ne sandınız? Bir rivayete göre köyün adı başta Çirkince imiş. İlk yerlileri, bu kadar güzel bir yere gelen bir daha dönmez diyerek, soranlara “Çirkinceliyim” diye yanıt veriyormuş. 1930 yılında ise dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik, köyün adını Şirince olarak değiştirmiş.
Yemyeşil doğası ve masmavi Ege Denizi bir yana, sabah kahvaltısında dahi içilebilecek envai çeşit şaraplarıyla Şirince, gezilip görülmemesi ayıp sayılacak bir yer. Sıra sıra dizili dükkanlardan birer yudum tadacağınız şaraplarla bedavadan çakır keyif olabileceğiniz başka neresi var?
Tarihi 500’lü yıllara kadar uzanan köyde Bizans ve Osmanlı dönemlerinden kalma pek çok yapı koruma altın ve gezilip görülebiliyor. Ayrıca sadece 10 kilometre mesafede antik Efes kentinin kalıntıları var, gelmişken uğrayıverirsiniz. Aziz Nesin’in anısını yaşatan Nesin Vakfı’nın Matematik Köyü de Şirince’de bulunuyor.
Şirince’ye İzmir üzerinden kara yoluyla ulaşmak çok kolay. Köye araçla giremiyorsunuz. Aracınızı girişte bırakmanız gerekiyor. Fakat benim önerim, bu güzel köye karadan değil, denizden gelin. Biraz daha zaman alır ama göreceğiniz güzellik ve yolculuğun vereceği huzur buna değecektir.

GÖKÇEADA

gökçeada2
Denizler tanrısı Poseidon, Gökçeada’yı evi olarak seçmişse, biz kimiz ki bu harika adayı görmezden gelelim? Antik Yunan, Roma ve Bizans kültürlerinin izlerini hala üzerinde taşıyan, tarihini korumayı başarmış ender yerlerden olan Gökçeada, bir hafta sonu gezisi için en ideal adreslerden biri.
Korsan saldırılarından korunmak için tepelere kurulmuş tarihi Rum mahalleleri, adanın tarihini solumak ve fotoğraf çekmek için birebir. Kaleköy, Yıldızköy ve Eskibademliköy gezinize kesinlikle katmanız gereken köyler. Mevsim biraz erken ama eğer kendinizi Ege Denizi’nin kollarına bırakmak isterseniz adada tam 6 tane plaj mevcut. Ayrıca Gökçeada’da rüzgar sörfü de yapılabiliyor ve eğitim veren pek çok kurs var. Gökçeada, verimli toprakları sayesinde, gerçek organik ürünlerin bulanabileceği pazarlara sahip. Meyve ve sebzenin en lezzetlisini gelmişken buradan alabilirsiniz.
Gökçeada’ya ulaşım oldukça kolay. Çevre illerden feribot ve vapur seferlerinin yanı sıra İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan direk uçak seferleri de yapılmakta.

KAZ DAĞLARI

kazdağı
Gezilerin en güzeli doğayla başbaşa yapılandır. Marmara ve Ege’nin sınırını oluşturan Kaz Dağları, doğa gezileri ve birkaç günlük kamplar için çok uygun. Şehirden ve keşmekeşten tamamen sıyrılmış ama vahşi hayvanlardan korkmanız gerekmeyecek kadar da evcilleşmiş bu bölgede yürüyüş yaparken, kendinize özel arka bahçe ormanınız varmış gibi hissedebilirsiniz.
Darıdere Tabiat Parkı, İda Dağı, Şahindere Kanyonu, Sütüveren ve Hasanboğuldu Şelaleleri ile Sarıkız Tepesi ve Adatepe Köyü, Kaz Dağları gezinizde rotanıza eklemeniz gereken yerler. En sonunda da Antandros Antik Kenti’ne giderek gezinizi tamamlayabilirsiniz. Burada öyle çok ve ilginç arkeolojik kalıntılar var ki onca yolun yorgunluğuna rağmen mola vermeyi unutacaksınız, uyarayım.
Kaz Dağları’na İzmir, Çanakkale ve Balıkesir üzerinden karayoluyla ulaşılıyor, İstanbul’dan ise yaklaşık 7 buçuk saat sürüyor.

POLONEZKÖY

1
Yok, ben İstanbul’dan çıkamam, o kadar uzaklara gidemem diyorsanız Polonezköy’ün yanı başınızdaki kaçamak imkanı olarak öne çıktığını söyleyebilirim.
Polonezköy, yürüyüş ve bisiklet parkurlarıyla, heykel ve resim segileriyle, festivalleri ve kültürel gelenekleriyle herkesin keyif alabileceği bir dinlence ve gezinti sunuyor. Köydeki Zofia Teyze’nin Hatıra Evi ve tarihi köy kilisesi, görülmesi gereken başlıca yapılar. Ayrıca çevredeki ormanları at sırtında da gezmeniz mümkün. Zengin köy kahvaltısıyla başladığınız gününüzü çeşit çeşit restoranlardan birinde noktalayabilirsiniz.
İstanbul’un geriye kalan birkaç ağacını ve kuşunu görebileceğiniz bu köy, kim bilir, belki de son yıllarını yaşıyordır. Hala yeşilken bir haftasonunu burayı ayırın.

Son olarak, eğer bu ay içinde uzun bir izni olan şanslı biriyseniz, büyük düşünün ve bir Doğu Akdeniz turuna çıkın. Rotanızı Antakya, İskenderun, Adana, Alamur, Alanya ve İzmir olarak çizin. Kah kıyılardan kıyılardan ilerleyin, kah dağlara çıkın ormanları geçin… Ne kadar uzun gezi, o kadar çok macera ve anı.

ERMAN YURDAKAN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>