Anasayfa » Kadınca » Güncel Haberler » KADININ ÖZGÜRLÜĞE UÇUŞU

KADININ ÖZGÜRLÜĞE UÇUŞU

KADININ ÖZGÜRLÜĞE UÇUŞU

veyis-ö.-ErtuğKadının toplumdaki rolü değiştikçe, kendinin farkında olup ayaklarının üzerinde durmaya başladıkça toplumunda buna olan tepkisi şiddetlenmeye başladı.

Kadın öncelikle yaşadığı dünyanın farkına varmaya başladı. Bu farkındalıkla birlikte yaşadığı şiddette daha görünür hale geldi. Tabii ki bu şiddetin kapalı kapılar ardında eskisi gibi saklanamamasında 80 sonrası oluşan kadın örgütlenmelerinin payı büyük. Kadın hakları için örgütlenen bu sivil toplum örgütleri kadına yönelik şiddeti görünür hale getirip afişe edilmesine ön ayak oldular.

Kadının bu özgürleşme hareketi bizim için 80’li yıllara denk gelmiş olsa da batı dünyası için 19.yy’dan beri süren büyük bir mücadele aslında. Ve bu mücadelenin özünde işçi hareketinin de olduğunu bilmek gerekiyor.

Erkeği yücelten, kadını evinin hanımı olarak tanımlayan kapitalist sistem, sanayi devrimiyle birlikte kadını karın tokluğuna çalışan köleler olarak görmeye başladı. Kadının bu ağır çalışma şartlarına karşı durmasıyla her şey başladı aslında. Bir ayakkabı fabrikasında ayaklanan kadın işçilerin diri diri yakılması ise acı ama kadın hareketi için önemli bir milad oldu. Bu acı tecrübe bizim için bir şey ifade etmiyor. 8 Mart bizim için kadınlara alınan bir demet çiçekten ibaret.

Kadını köle haline getiren erkek egemen sistemin en acımasız tezahürü faşizm olarak karşımıza çıkar. Kendinden farklı olana saygısı olmayan veya onu tehdit olarak gören bir eril devlet anlayışı. Daha paylaşımcı ve daha eşitlikçi bir toplum yaratmak için kadın bakışına ihtiyacımız var.

Binlerce yıldır karar mekanizmalarından uzak tutulan, erkeğe hizmet etmek için doğmuş bir köle olarak görülen kadın artık ayaklarının üzerinde durmaya başladı. Ancak faşizm kadar olmasa da belki de daha tehlikeli bir acımasızlığı olan kapitalizm kadının en büyük düşmanı…

Kadının bilinçlenme simgelerini bile ticari bir meta haline getirip değersizleştiren büyük bir düşman. Halen dünyanın en acımasız eril dilini reklamlar kullanıyor. Kapital sistemin en büyük taşıyıcılarından olan reklam sektörü, geleneksel mesajları tekrarlayarak erkeğe ve kadına bir anlamda “gerçek” rollerini hatırlatıyor.

Kadın, kendi parasını kazansada tüketmeye, sürekli alışveriş yapmaya teşvik ediliyor. Sürekli alışveriş yapan kadın sadece sistemi beslemiyor aynı zamanda kazandığı parayı bencilce harcaması sağlanıyor. Böylece evdeki erkek egemenliği devam etmiş oluyor.

Alışverişten dönen yorgun ama “mutlu” kadın yarın yine kendine alışveriş yapmak için işe gidecektir. Erkek ise avcılıktan ve toplayıcılıktan gelen rolü nedeniyle eve ekmek getiren olmaya devam edecektir.

Kadın kendini toplumun ve kapitalizmin çizdiği sınırın dışına atabilmeli. Kendi ayakları üstünde duramayan ve erkeğe bağımlı yaşayan bir kadın geleceğin eşit ve özgür dünyasını kuramaz.

Eğer bu ütopik gelen gerçeğe ulaşmak istiyorsak her zaman dediğim gibi kadınları özgürleştirmeliyiz. Kadınlar ise kanatlarının balmumundan olduğunu unutmamalı. İkarus gibi güneşin parlaklığına aldanmamak gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>