Anasayfa » Kadınca » Güncel Haberler » ERKEK DÜNYANIN MASALLARI

ERKEK DÜNYANIN MASALLARI

ERKEK DÜNYANIN MASALLARI

veyis-ö.-ErtuğKadın dünyanın hangi kültürüne giderseniz gidin bereketin ve türeyişin sembolüdür. Kadının varlığı bir toplumu ayakta tutar. Özellikle doğu toplumlarında bereketin simgesi tanrıçalardır. Yüzlerce memesi olan Kybele isimli tanrıça özellikle orta doğu ve Anadolu topraklarında bereketin simgesi olmuştur.

Peki ama madem kadın ve kadın vücudu bu kadar kutsal, nasıl oluyorda erkek egemenliği bütün dünya kültürlerinin temelinde. Aslında kutsal olan tanrıçalar, kadınlar değil. Her zaman baş tanrı erkek olmuştur, bazı doğu kültürleri hariç. Yunan tanrısı Zeus ve karısı Hera’nın hikayesi bir anlamda o dönemlerde eski Yunanda kadınlara bakışı özetler nitelikte.

Zeus dünyaya farklı şekillerde inip her seferinde farklı bir kadının aklını çelerken ya da tecavüz ederken Hera cinnet getirip, kocasını “ayartan” kadınlara haddini bildiriyor. Kadınları ve doğacak yarı tanrı çocuklarını da katletmeye çalışıyor.

Bu hikayelerden en önemlisi Yunan mitolojisinde Herakles’in ya da Roma mitolojisindeki ve bizim bildiğimiz adıyla Hercules’in hikayesidir. Önemli olan burada Hera’nın yani dul kadınların koruyucu baş tanrıçanın kötü yürekli Bir zalim olarak anlatılmaya çalışılması.

Titanları bir bir yenen, büyük kahraman Herkül her seferinde Hera’nın hışmından kaçmaya çalışmıştır. Bu ilk çağlardan beri gelen destanlarda anlatılan bu hikayeler, efsaneler, destanlar bir şekilde temel edebiyat eserlerinde de etkisini gösterdi. Bugünün kültütel temelinin altında inkar edilmez bir erkek egemen kültür empozesi yatıyor.

Bugünün siyasetinden, para kazanma yollarından adaletine kadar her yerde erkeklerin rahatı için yaratılmış bir dünyada yaşadığımızı düşünmüyor musunuz? Ben şahsen bir erkek olarak böyle düşünüyorum. Kadının nasıl yaşayacağına, ne giyeceğine neyi giyemeceğine karar veren erkekler.

Ne kadar para kazanması gerektiğine, ne zaman evde olması gerektiğine, ne zaman konuşup ne zaman susması gerektiğine karar veren erkekler. Erkeğin güce ve iktidara olan açlığı son bulmadığı sürecede bu her şeye karar veren merci olma huyundan vazgeçeceği yok.

Ama devletin otoriterliğinden dem vuran bir insanın kendi hayatında otorite sahibi olmaya çalışıp kadın üzerinden egosunu tatmin etmesi de yaman bir çelişki. Hem demokrasi isteyip hemde kendi otiritemden vazgeçmem demek, suya gireyim ama ıslanmayayım demek gibi bir şey.

Burada kendinizi örnek olarak koymayın. Anlattıklarım size uymayabilir. Kimse toplumun dayattığı maço erkek kalıbıyla yaşamak zorunda değil. Ve evet ne kadar uğraşırsak uğraşalım binlerce yıl içinde genlerimize kadar işleyen bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçmek çok zor.

Ama artık çocuklarımıza şiddetin çözüm yolu olmadığını öğretmemiz gerekiyor. Bunu kendi kendine öğrenmesi için onu çayıra salmak doğru bir yöntem değil. Bahsettiğim şey her şeyi yasaklamak, çocukların öğrenme süreçlerini tıkamak değil. Çocuğun kendini halâ değiştirebileceği, toplumun bakış açısını içselleştirmeye başladığı zamanlarda yolunu kaybetmesine engel olmamız gerekiyor.

Bu eğitim sistemiyle, bu öğretmenlerle, bu bakış açısıyla Türkiye’nin bunu başarması zor. Sanırım hem zihinsel hemde manevi anlamda büyük bir değişime ihtiyacımız var. Dünya bir şekilde bu değişimi sağlıyor. Biz ise yabancı müzik dinlemeyi, İngilizce konuşmayı, modayı takip etmeyi batılılaşma sanıyoruz.

Modernleşmemiz şekilci ve çiğ duruyor. Modernleşmeyi çok yanlış yerinden anlamışız. Düşünce devrimini tamamlamadan şapka takmakla batılı olduğumuzu düşünmüşüz. Ve hala batılılaşmayı bu sanıyoruz. Onun için hâlâ sokak ortasında kadın cinayeti işlenebiliyor. Hala bir erkeğin “sahibi” olduğu kadını sokakta dövmesi ve hırpalaması “aile içi işler” kapsamında toplum tarafından görmezden geliniyor.

Bunlar hepimizin sorunu ve sanırım siyasi partilerin bu ülkede yapacakları en hayırlı iş batılaşmanın yönle ilgili olmadığını bu topluma öğretmeleri olacaktır. Kendi kültürümüzü geliştirmek istiyorsak öncelikle onu modernize etmeli ve temel insani değerlerle harmanlamalıyız. Şanslıyız aslında bu harmanlama tasavvuf kültüründe var. Mevlana’da, Şeyh Bedrettin’de, Hacı Bektaş’ta, Yunus Emre’de, Pir Sultan’da.

Çok zor değil, bu ülkede kadına hak ettiği yeri vermek ve her milletin modernizminin kendi kültüründe yattığını kavramak. Acaba kaçımız bu temel sorunun farkındayız? Sanırım bu sorunun cevabına ihtiyacımız var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>